Acelesizlik

Kendimde fark ettiğim bir arızayı etrafımdaki pek çok insanda ve hastalarımda da görüyorum: acele etmek. Yemek yerken, bir yerlere giderken, yetişirken, ciddi kararlar verirken, eğlenirken, iş yaparken, geleceği beklerken, yaşam tarzı olarak acele etmek. Gene kendimden bilerek, acelenin çok kötü bir ruh haline soktuğunu, hele gün boyunca hiç bölünmeden devam etmesine izin verilirse hastalık yapıcı etkisinin çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Büyük şehirde yaşamanın sağlığı bozucu etkisinin aceleye neden olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Şehirde yaşayan insanların sakin, küçük kasaba hayatına özlemlerini dilden düşürmemeleri, bu haklı kaçınma ihtiyacından olsa gerek.

Aslında küçük bir yanlış anlama sonucu “çabuk olma” ile “acele etme” karıştırılıyor. İlkinde, elinden gelenin en iyisini en hızlı şekilde yaparsın, sonuca razı olursun, için rahattır; acelede ise kaos vardır, ediminin sonucunun kişinin kendisi için hayırlı olacağına inancı ve güveni yoktur, içinde hep bir “eksik yapmış”, “başka bir şey olması gerekiyormuş” gibi korku ve endişeyle karışık bir tatminsizlik yaşar. Bu ortamda önce kendine sonra da her şeye karşı sevgi ve hoşgörü beslemek olanaksız olur. Kozmik plan gereği tüm yaratılışın iyiye güzele, tamamlanmaya ve birliğe doğru ilerlediğine inancın olmaması kişinin güven ve sevgi içinde olduğununun , aslında kendi özünü gerçekleştirmekten başka bir işi olmadığının farkındalığına ulaşmasına ket vurur. Dünyayı bu şekilde olumsuz algılamak, çok sık görülse de, insanoğlunun orijinal ruh hali değildir; bunu içten gelen hisle, deneyimleyerek ve geçmişten gelen bilgi birikimiyle bilebiliriz. İnsanın normalinden böyle bir kayma kendini sağlıksızlıkla gösterir. Sağlık ve iç huzuru, insanın yaptığı edimlerin kendine uygun olup olmadığını, elinden gelenin en iyisi olup olmadığını değerlendirmesi için bir bulgu olarak kullanılabilir.

İyileşmek ihtiyacında olan her kişinin ilk önce dünyayı algılayışı ile ilgilenmesi gerekir. Her türlü zorlamaya ve terse yönlendirmeye karşın karar verdiğimiz edimin o anın kusursuz seçimi olduğundan “emin olmak”, bunun sonuçlarının mutlaka iyi olacağını bilmek sağlıklı bir algı seçimidir. Bunu kazanmak ve korumak sürekli bir niyet ve uygulama gerektirir.

Bizi aceleye zorlayan bir dünya düzeni gözümüze sokulan bir durum, ama gerçek değil; çünkü güzel değil; gerçek olan “güzel”dir, bu niteliğinden tanınır. Acele işe şeytan karışır, güzellik yoktur, iki ayak bir pabuca girer, gün tıknefes geçer, kafa bir türlü rahatlamaz ve insanın zayıf yerinden patlak vererek rahatsızlığa neden olur. İnsanın becermesi gereken zor bir işi var: tüm zorluklara,ahlak, din, hukuk kurallarına karşın, özünü hatırlamak ve ondan vazgeçmemek. Kendinin farkında olmak bazen zor olsa da herkesin bunu becerebilecek donanımı ve gücü vardır; hani dağına göre kar verilir hikayesi. Bunu bilmeyen ya da fark etmeyen biri kendi sınırlarını bilemediğinden haybeye bir çaba içine girebilir, bu da aceleye neden olabilir.

Hepimize kolay gelsin. Sevildiğinizi ve güven içinde olduğunuzu, Yaradanın bir parçası olduğunuzu, ama okyanusta damla kadar olduğunuzu, ne zaman aceleye düşseniz hatırlayın. Sevgiyle kalın.