Zenith İyileşme Manifestosu

İnsan, varoluşu gereği, fiziksel bir alemde vücut bulan ölümsüz bir özün, farkındalık yolculuğunda bir geçiş sürecidir. Bu yolculuğu bedeniyle yaşayıp bilgilenmek marifetiyle kotaracaktır. Bilebildiğimiz kadarıyla indirgenemez amacı enerjisini arttırmak ve saflaştırmaktır. Her an gerçekleştirmeyi seçtiği edimleriyle yolunda ilerler. Yol ,spiral içinde spiral, çapraşık bir bilinmeyendir. İnsan içinden gelen sesi dinleyerek kendi özüne uygun olan o ana özel tek doğru seçimi yaparak yolda kalabilir. Her an yapılan seçimlerle, kendisi için biricik doğru olan yola yakınlaşır ya da uzaklaşır. Yakınlaşmalar kişide oluşan esenlik hali, sağlıkta iyileşme olarak etki gösterir; tersi durumda gerilim ve sağlıksızlık durumu görülür. Bu sonuçlar her kişi tarafından doğrudan hissedilebilen nihai gerçek durumları oluşturur. Böylece kişi sağlıklıysa doğru yolda- kendine has olan, tek olan, özün yolu- olduğunu anlar, değilse yanlış yaptığını kavrayabilir. Doğru yolda olmak enerjiyi en çok üretmiş, en az harcamış anlamına gelir ki tüm canlılar, su gibi, enerjetik olarak en verimliyi seçmek gibi bir kurala tabidirler. İnsan gibi yaratıkların en karmaşık olanı için doğru seçimi yapmak yüzde yüz başarılması çok nadir bir durumdur. Yolda kalmak sağlığın o tadına doyulmaz zevki, erinci nedeniyle tabii ki istenen birşeydir.

Sağlık, görüldüğü gibi, bir amaç değil, turnusol kağıdı gibi, insanın özüne uygun yaşayıp yaşamadığının belirtecidir. Yani, biraz yanlış anlaşıldığı üzere, insan sağlıklı olmaya çalışmaz; özüne dönmeye çalışır. Sağlığını bunun sağlamasını yapmak için kullanır. Çünkü doğru yolda mı değil mi karar verebileceği daha gerçek, güvenilir datası yoktur. Ahlak kuralları, ailenin, toplumun, yasanın, coğrafyanın, toplumların, dinlerin doğruları, aklı, öğrendikleri, istekleri ile kuşatılmış durumdadır. Kendi özünden gelen istekleri doğrudan duyması, hissetmesi çok güçtür. Kendisi ile arasında kalın, kat kat perdeler o daha küçücükkenden beri birbiri ardına örtülmüş, izin verirse daha da kalınlaşacaktır. Bu yolda yürüyenlere pek çok öğretide “savaşçı” denmesinin nedeni bu müdahalelere cesurca karşı koyma eyleminden olsa gerek.

İnsanın ne olduğu, burada ne yaptığı iyi bilinince, örtülere, onları oraya koyana, izin veren kendine kızmak, alınmak, küsmek, üzülmek, korkmak, endişelenmek gibi olumsuz duygulara kapılmamak gerek; oyunun bu olduğunun farkına varmak ve her durumda özüne uymanın oyunun amacı ve tek kuralı olduğunu bilmek, bilgilenme ihtiyacının en bariz motivasyonudur. Tüm insanlık rahat olmalı, aceleden ve güvensizlikten kaçınmalı; oyunu kazanmak ya da kaybetmek yok. İnanç, eğer elinden geleni özüne uygun yapıyorsa, her insanın zaten kazanmakta olduğu, kozmik plan gereği herşeyin zaten iyiye gittiğinedir. İşte elinden geleni yapıp yapmadığı, yani yolda olup olmadığını sağlığına bakarak anlayacaktır.

Bunu anlamak her kula nasip olmayabilir. İşte hekimler, doktorlar, tedaviciler, din adamları, siyasetçiler, dostlar farklı farklı motivasyonlarla insana yolunu göstermek için rehberliğe soyunmuşlardır; üstelik de buna talip olup, giderek de saldırganlaşmışlardır. Büyük insanlık kuşatma altındadır. Kime güveneceğini bilememektedir. Yeni çağ ile birlikte ‘kendi’nin, özünün farkındalığı yıldız gibi parlamaya başlamıştır. Hekimin iş tanımı da paradigma kayması ile birlikte evrim geçirmiş ve bu rehberliğe yükseltilmiştir. Hekim artık tek başına, aktif bir etken olarak elindeki insan denen malzemeyi tedavi eden görevinden sıyrılıp, ona kendini iyileştirmede rehber olan daha pasif bir işleve kavuşmuştur. Bu hekim açısından yükselmedir, çünkü- hiç de gerçek olmayan- kapalı bir sistemmiş gibi insanı tamir etmeye çalışmak çok yıpratıcı ve yanıltıcı bir çabaydı. Şimdi o stresten kurtulmuştur. Bu yeni durumda doktorun kendisini de iyileştirmesi olasılığı doğmuştur. Sağlıksızlık durumu, yani kişinin rahatsızlığı, madem kullanılacak bir bilgi, kişiye özünden gelmiş dolaysız uyarıdır, korkulmaz. Tam tersine sevinilebilir bile, çünkü insan belki annesinden bile alamayacağı uyarıyı almıştır ve kendisini düzeltme, özüne dönme şansına kavuşmuştur. Hekimin görevi, örneğin ağrı gibi bir semptomu, uyarıyı kendi ustalığı ile bulgulayıp hastanın anlayacağı dile çevirmek, mümkünse bunu birlikte yok etmektir. Düşman, yakınma -rahatsızlık değil, özünden uzaklaşmadır. Ki zaten bu da düşman değil, sevgili semptomdur. Artık ağrı öcü değil dosttur. Öldürmeye değil yol göstericiliği ile iyileşmeye götürüşüne şükredilesi bir bilgidir.

İyileşmeyi de, paradigma kayması sonucu, yeniden tarif etmek gerekir: Rahatsızlıktan kurtulmak değil rahatsızlıkla sonuçlanan sürecin ‘yapılmama’sıyla kişinin özüne yaklaşmasıdır. İyileşmek insanın bütünleşmesi, tamamlanması, eksikliğinden kurtulmasıdır. Bu durum her zaman değişimle sonuçlanır. Kişi huylarını, alışkanlıklarını, düşünme kalıplarını, inanışını değiştirir, kendinden uzaklaştıran tutumlardan kurtulur, özünden gelen seçimleri daha iyi duyar hale gelir. Bu arada ağrısı, rahatsızlığı kendiliğinden zaten geçer gider. İyileşen insanın kendisidir, hekim yol göstericidir. Hekimin bu görevi kotarmakta kullandığı enstrümanları da değişiklik geçirmiş, halen geçirmektedir. Bütüncül bir bakışla, başvuran rahatsız kişiyi- “hasta” değil bundan böyle “yolcu” diye adlandırıp analım- uzmanlık tuzağına yakalanmadan tüm yakınma ve bulguları ile değerlendirip, yalnızca fiziksel bedenini değil duygu ve düşünce bedeni gibi diğer enerji alanlarını da hesaba katarak tedavi etmelidir. Hekim, çalıştığı yolcular tarafından da ısrarla davet edildiği gibi ‘hoca’lık, öğretmenlik vasfına sahip çıkmalıdır.

İnsanın normali, varoluştan hakkıdır “sağlıklılık”. İzin verildiğinde kendini tekrar sağlıklılaştırabilecek güce de sahiptir. Bunun hem hekimler hem de tüm yolcular tarafından bilinmesi gerekir; “inanılması gerekir” değil “bilinmesi” gerekir. Bilgi ancak deneyimle, içten kavrayışla gerçekleşir. Bunu sağlayabilecek rehber, tüm diğer rehberler içinde, tabii ki doktordur. Buna talip olabilmesi için gerçekten alışılagelmişin çok ötesinde kaynaklardan da öğrenmeyi sürdürüp, sağlıklı olmayı kendi üzerinde deneyimlemesi gerekir ki, zaten insanlar da bunu bekliyor ve umuyor.